70 yılı aşkın bir süredir Maison koleksiyonlarının doğduğu adres olan Avenue Montaigne 30 numara, şimdi “Galerie Dior”a ev sahipliği yapıyor. Bir “couturier” ve parfümör olan Christian Dior’un vizyoner cesaretine yıllar boyunca tanıklık eden bu eşsiz sergi alanı, Mösyö Dior’un kendisini takiben Maison’un Kadın Koleksiyonları Kreatif Direktörlüğü görevini yürüten Yves Saint Laurent, Marc Bohan, Gianfranco Ferré, John Galliano, Raf Simons ve Maria Grazia Chiuri’nin çalışmalarını aynı anda ağırlıyor.
00:25
-00:33
Nathalie Crinière tarafından tasarlanan dikkat çekici skenografik anlatım aracılığıyla La Galerie Dior, Parizyen “haute couture”, güzellik ve parfüm efsanesinin hikayesini aktararak simgeleştiriyor. Bu tarihi adresin geçmişine; Christian Dior’un yaşamından bahçeye olan tutkusuna, sanatsal yakınlıklarından balo elbiselerinin büyüsüne kadar on üç farklı tema ışık tutuyor.
Galeri aynı zamanda, atölyelerden, “Room of Wonders” olarak da adlandırılan, 1950’li yıllarda defileye hazırlanan modellerin giyindiği odaya; bir anlamda şimdiye kadar ziyaretçilere kapalı olan pek çok kapıyı aralıyor. J’Adore parfümün şişesine ilham veren Dior siluetinin temel esin kaynakları, bu sergiyle ilk kez bu kadar yakından incelenebiliyor.
Haute Couture denince hepimizin aklına gizemli ve gösterişli bir dünya gelir. Peki gerçekte Haute Couture nedir?
Bir Haute Couture parçanın fiyatı ne kadardır ve onu kimler alır?
Gelin bu zamana kadar bu gösterişli ama gizemli dünya ile ilgili hep merak ettiklerinizi burada açıklayalım.
Bir kıyafetin Haute Couture olarak tanımlanması için ne gerekir?
İster inanın, ister inanmayın ama bu aslında yasal bir iş. Bir kıyafetin Haute Couture olarak etiketlenmesi için öncelikle Fransız Hükümeti tarafından konan yasalara uyması gerekiyor. Fédération Française de la Couture tarafından belirlenen birçok farklı kural var ama öncelikli kural tasarımcının kişiye özel hizmet vermesi. Diğer bir önemli kural ise, tasarımcının Paris’te en az 20 kişilik bir atölyeye sahip olması ve senede iki kere Couture defilesinde koleksiyonunu sergilemesi.
Couture kıyafetler el emeğidir
Bazı parçaların yapımı 700 saate kadar çıkabiliyor. Bir çok haute couture parçanın yapımında çok yoğun bir işleme, hassas kumaşlar ve el dikişi kullanıldığı için yapımları epey zahmetli.
Haute Couture kıyafetlerin fiyatları ne kadardır?
Günlük kıyafetler genelde 10,000 Euro’dan başlıyor, gece kıyafetlerinin başlangıç fiyatları ise yaklaşık 20,000 Euro.
Kimler Haute Couture alıyor?
Dünya çapında yaklaşık 2,000 adet müşterisi var. Eskiden sadık müşteriler, Fransız asilleri ve sosyetesiydi ama günümüzde alıcılar Rusya, Arap Emirlikleri ve Çin gibi ülkelerden oluşuyor.
Couture showları ne sıklıkla ve nerede oluyor?
Yılda 2 kere, Paris’te Ocak ve Temmuz ayında olur.
Couture dünyasında Chanel, Christian Dior ve Valentino en bilinenlerindendir ama sıklıkla Zuhair Murad ve Victor&Rolf gibi katılımcı markalar da oluyor.
Couture, tasarımcılar/markalar için bir para kaybı olarak görülüyor. Eğer gerçekten öyleyse bütün bunların anlamı nedir?
Couture, markalar için bir çeşit uzun dönem yatırımdır o yüzden kısa zaman içinde kar etmek markaların couture koleksiyonları için baktıkları bir nokta değildir. Couture’de amaç markanın imajını yükseltmek, tasarımcıya yaratıcılığında özgürlük tanımak ve markaya prestij katmak.
Peki tüm bunların bir önemi var mı?
Aslında evet, hem de Couture şovlarının büyük bir önemi var. Öncelikle, Couture defileleri gelecek sezon hakkında ipucu ve baz oluşturan platformlardır. Ayrıca günümüzde modanın bu kadar hızlı aktığı bir dönemde couture çok daha özel bir yer oluşturuyor, bir çok ölmekte olan işleme ve dikiş tekniklerini de yaşatmaya destek oluyor. Son olarak da bu şovlarında gördüğümüz bir sürü tasarım bir kaç sezon içinde hazır giyim markaları tarafından ilham alınarak hepimizin üzerinde görebileceği parçalara dönüşüyor.
Bugün herhangi bir ayakkabıcıya gidip içerik bilgisi istediğinizde, övünerek ürünlerinin yüzde yüz gerçek deri olduğunu söyleyen satıcılara aşinasınızdır. Çünkü bugünlere kadar, konforlu ve sağlıklı kabul ettiğimiz “gerçek” deriler ve tamamen plastik içerikli suni deriler dışında çok da alternatifimiz yoktu. Dolayısıyla ürünü satanlar için de alıcıyı ürününün “gerçek” deri olduğuna inandırmak oldukça önemliydi. Fakat vegan deri gibi, modayı temelinden sarsacak, algılarımızı, alışkanlıklarımızı yeniden yaratmamızı sağlayacak gelişmeler artık kapımızda. Artık daha sağlıklı ve dayanıklı liflerle üretilen, tamamen bitkisel içerikli, geri dönüşümü de oldukça kolay olan “vegan” deriler var hayatımızda ve bu sayede oyunun kartları yeniden dağıtılıyor.
Alışılagelmiş gerçek deri üretiminde kullanılan büyükbaş hayvanlar çevreye negatif etkisi olan karbon emisyonunu artırırken, aynı zamanda da hayvan ölümlerine neden olduğu için artık çok da masum sayılmıyor. Bunun yanı sıra mantar, ananas, hindistan cevizi gibi lifli, bitkisel içeriklerden üretilen deriler, son zamanlarda popülerliğini artırmaya devam ediyor. İlk vegan markalardan olan Stella McCartney önderliğinde başlayan vegan deri araştırması, hız kesmeden ve her geçen gün yeni bir materyal eklentisi ile piyasada kendi başrolünü oynuyor. Geçtiğimiz dönemlerde içerdiği plastik oranı nedeniyle tercih edilmeyen suni deriler, artık çok daha doğal, sağlıklı ve geri dönüştürülebilir oldular. Bu deriler henüz Türkiye piyasasına kesin bir giriş yapmamış olsa da, dünyanın dört bir yanından gelen hızlı haberler oldukça sevindirici.
Vegan Deri Alternatifleri
2013 yılında Jonas Edvard’ın keşfettiği ve MYX adını verdiği, istiridye mantarının liflerinin kurutulması ile meydana gelen yeni nesil deri, tüm dünyaya materyal arayışı için yeni bir soru işareti bırakmıştı. Hemen ardından sahne Dr Carmen Hijosa’nındı. Dr Hijosa, uzun yıllar deri sektöründe çalışmıştı ve işin inceliklerini çok iyi biliyordu. Bu sayede de ananası deriye çevirirken hiçbir detayı atlamamıştı. “Piñatex” adını verdiği, ananas hammaddeli bu deri, hem daha doğa dostu hem de çok daha hafifti. Diğer suni derilerin aksine dayanıklılığı da oldukça yüksek olan Piñatex’i, hindistan cevizinden üretilen “Malai” takip etti. Zuzana Gombosva ve Susmith Suseelan tarafından geliştirilen Malai için gerekli olan enerji ve su miktarı oldukça azken, üretim sürecinde hiçbir hayvanın zarar görmüyor ve hiçbir toksik kimyasal içermiyordu. Bu organik ve sevindirici gelişmelere Meksikalı iki girişimci olan Adrian Lopez Velarde ve Marte Cazarez’den de cevap geldi. Bulundukları coğrafyanın bir parçası olan kaktüslerden deri üretmeyi başaran ikili, belki de bugüne kadar ortaya koyulmuş en iyi bitkisel bazlı deriye imza attı. PVC ve toksik kimyasallar içermeyen bu yumuşacık deri, sadece modada değil otomotiv ve mobilya alanlarında da kullanılmaya başladı.
Bu gelişmeler tabii ki sadece araştırma boyutunda kalmadı. Hızlıca üretimlerde kullanılmaya başlanan vegan deriler, H&M gibi bilinen markaların koleksiyonlarında çoktan yerini aldı. 2019 yılında, ananas ve turunçgil liflerinden elde edilen deriler ile bir koleksiyon sunan H&M, 2020 yılında “wine leather” adı verilen şarap bazlı bir deri ile yepyeni tasarımlara imza attı.
Diğer yandan, ülkemizde de güzel gelişmeler devam etmekte. “Lufyen” adı ile hayatımıza giren markanın PETA onaylı vegan derileri, yeni bir geleceği müjdeler nitelikte. Piñatex, elma, muz ve mantar(cork) derileri kullanan markanın ürün tasarımları da oldukça şık.
Son yıllarda yaşanan gelişmeler doğrultusunda, artık deri seçeneklerimizin arttığı konusunda hiç şüphemiz kalmadı. Yıllar yılı kullanılmakta olan hayvansal deriyi belki de tahtından edecek olan bu üretimler, bizler için sağlıklı ve konforlu seçenekler haline gelirken, çevreye olan katkılarıyla da ön plana çıkacak gibi görünüyor. Üstelik bu yeni nesil derilere imitasyon ya da suni demek artık çok zor! Çünkü üretilen bitkisel deri, bir alternatif olmaktan çoktan çıktı ve başlı başına mükemmel bir ürün haline geldi. Tüm bunlara ek olarak, hayvansal derilerin daha az tercih edilmesi hayvan ölümlerinin azalması, Amazon ormanlarının büyük ölçüde korunması ve dünya çapında su israfının azaltılması anlamına da geliyor.
Peki gelişen yeni koşullarda siz hangi deriyi tercih ederdiniz?